Web Tasarım, Yazılım: Kıvanç Pehlivan

Dr. Zekeriya Bingöl Yazdı: MSKÜ’DE YENİ DÖNEM: MAKAM MI, VİZYON MU?”

Gündem 2026-08-13

Makama talip çok olabilir; önemli olan üniversitenin geleceğine talip olmaktır.

MSKÜ’DE YENİ DÖNEM: MAKAM MI, VİZYON MU?”

Makama talip çok olabilir; önemli olan üniversitenin geleceğine talip olmaktır.

Kıymetli okurlarım,

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde yeni rektörün belirlenmesine yönelik süreç başladı. Halk arasında “rektörlük seçimi” denilse de bunun teknik olarak bir seçim değil, rektör atama süreci olduğunu belirtmek gerekir.

Muğla’dan ve Türkiye’nin farklı üniversitelerinden çok sayıda profesörün bu önemli göreve başvurduğu ifade ediliyor. Mevcut Rektör Prof. Dr. Turhan Kaçar’ın da yeniden aday olduğu biliniyor. Kulislerde başvuru sayısının 70’in üzerinde olduğu, adayların önemli bir bölümünün ise üniversite dışından olduğu konuşuluyor. Bunlar henüz resmî olarak açıklanmış rakamlar değil. Ancak aday havuzunun oldukça geniş olduğu açık.

Burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Makama talip olan çok; peki üniversitenin geleceğine gerçek anlamda talip olan kaç kişi var?

Çünkü rektörlük; makam odasında oturmak, protokollere katılmak, törenlerde konuşmak veya kadro dağıtmak değildir. Rektörlük; binlerce öğrencinin geleceğini, akademisyenlerin çalışma huzurunu, üniversitenin bilimsel itibarını ve Muğla’nın gelişimini doğrudan etkileyen ağır bir sorumluluktur.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi benim için sıradan bir kurum değildir.

Bu üniversitede yaklaşık 20 yıl görev yaptım. Üç meslek yüksekokulunun, bir yüksekokulun, bir uygulama otelinin ve bir gençlik araştırma merkezinin kuruluşunda; birçok binanın yapım ve organizasyonunda sorumluluk üstlendim. Çok sayıda öğrenci yetiştirdim. Bugün de üniversite bünyesinde çok sayıda kıymetli meslektaşım ve arkadaşım bulunuyor.

Dolayısıyla MSKÜ’yü dışarıdan izleyen biri değilim. Üniversitenin hangi emeklerle büyüdüğünü, güçlü yanlarını ve sorunlarını yakından bilenlerdenim.

Rektörlük için başvuranlar arasında bildiğim kadarıyla en az beş yakın arkadaşım da bulunuyor. Hepsiyle geçmişten gelen dostluğumuz ve hukukumuz var. Ancak benim ölçüm nettir:

Liyakat, adalet, bilimsel yeterlilik, yönetim kabiliyeti ve vizyon.

Aday olan yakın arkadaşlarıma başarılar diliyorum. .

Temennim; Muğla’ya, üniversitemize, akademik ve idari personele, en önemlisi de öğrencilerimize en iyi hizmeti sunabilecek kişinin atanmasıdır.

Bebim bu beş arkadaşımda rektör olmayı hak ediyorlar.
Bu makam kime nasip olursa olsun, kazanan bir kişi veya bir grup değil, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi olmalıdır.

Elbette bu süreçte adayların sadece akademik unvanlarına değil, geçmişteki yöneticilik deneyimlerine ve insan ilişkilerine de bakılması gerekir.

Kulislerde, bazı adayların geçmişte farklı rektör dönemlerinde idari görevler üstlendikleri ve bu dönemlerde çeşitli sorunlar yaşadıkları konuşuluyor. Ve bu şahıs görevden alındıktan sonra hemen rektöre muhalefet eden bir kişi. Ancak üniversiteyi yönetmeye talip olan kişilerin geçmiş yönetim tecrübelerinin sorgulanması da son derece doğaldır.

Bir akademisyenin farklı dönemlerde yöneticilerle yaşadığı anlaşmazlıklar elbette tek başına olumsuz bir ölçü olamaz. Fakat aynı durumun birden fazla yönetim döneminde tekrarlandığı iddia ediliyorsa, bunun üzerinde düşünmek gerekir.

Çünkü rektörlük, geçmiş hesaplaşmaların sürdürüleceği değil; farklı görüşleri bir araya getirecek, çalışma barışını sağlayacak ve üniversiteyi ortak hedeflerde buluşturacak bir makamdır.

Bir başka önemli konu da hâlen dekan, enstitü müdürü veya yüksekokul müdürü gibi idari görevlerde bulunan bazı akademisyenlerin rektörlüğe aday olduğu yönündeki iddialardır. Bunun da resmî olarak teyide muhtaç olduğunu özellikle belirtmek isterim.

Elbette her profesörün rektörlüğe aday olma hakkı vardır. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak hak başka, etik duruş başka şeydir.

Mevcut yönetimin takdiriyle önemli bir idari göreve getirilmiş ve hâlen o görevi sürdüren bir akademisyen, aynı zamanda o yönetimin en üst makamına aday oluyorsa, burada doğal olarak bir tutarlılık tartışması ortaya çıkar.

İnsan ister istemez şu soruyu sorar:
“Mevcut yönetime güvenmiyorsanız neden hâlâ onun verdiği idari görevi yürütüyorsunuz; güveniyorsanız neden aynı anda karşısına aday oluyorsunuz?”

Bana göre üniversite yönetimine talip olan bir akademisyenin ilk sınavı rektör olduktan sonra değil, aday olduğu gün gösterdiği etik ve tutarlı duruşla başlar.

MSKÜ’nün ihtiyacı; makamını korurken bir üst makamın hesabını yapan yöneticiler değil, gerektiğinde makamından vazgeçebilecek kadar açık, cesur ve tutarlı akademik liderlerdir.

Çünkü MSKÜ’nün yeni krizlere, yeni kamplaşmalara ve kişisel güç mücadelelerine ayıracak zamanı yoktur.

MSKÜ; kişisel ihtirasların, dar çevre hesaplarının ve makam mücadelelerinin deneme alanı değildir.

Üniversitenin bir dört yılı daha çalışma huzurunu bozacak, liyakati ikinci plana itecek veya bilimi kişisel hesaplara feda edecek bir yönetim anlayışına teslim edilmemelidir.

Yanlış bir rektör ataması yalnızca bir kişinin yanlış makama gelmesi değildir. Bu, binlerce öğrencinin, akademisyenin ve idari personelin dört yılının kaybedilmesi anlamına gelebilir.

Muğla’nın ve üniversitenin bir dört yılı daha heba edilmemelidir.

Bu nedenle adayların yalnızca özgeçmişlerine değil; geçmişteki yönetim anlayışlarına, insan ilişkilerine, bilimsel birikimlerine ve üniversite için ortaya koydukları projelere bakılmalıdır.

Bu süreçte “Muğlalı aday mı olsun, dışarıdan biri mi gelsin?” tartışmasına da fazla takılmamak gerekir.

Muğlalı olmak tek başına liyakat belgesi değildir. Dışarıdan gelmek de Muğla’yı anlayamayacağı anlamına gelmez.

Önemli olan adayın nereden geldiği değil, üniversiteyi nereye götüreceğidir.

Muğla’yı tanıyan, şehrin değerlerine saygı duyan, üniversiteyi siyasi ve kişisel hesapların dışında tutan, akademik ve idari personele eşit mesafede duran, liyakati esas alan, öğrenciyi merkeze koyan ve uluslararası hedefler ortaya koyabilen kişi kimse, rektörlük makamına o gelmelidir.

Mevcut rektör de diğer bütün adaylar da aynı ölçülerle değerlendirilmelidir. Yapılanlar kadar yapılamayanlar, başarılar kadar eksiklikler, verilen sözler kadar sonuçlandırılamayan projeler de konuşulmalıdır.

Kapalı kapılar ardındaki kulisler ve kişisel referanslar yerine;

Bilimsel başarı, yönetim tecrübesi, dürüstlük, liyakat, adalet ve vizyon öne çıkmalıdır.

Çünkü üniversiteler kimsenin şahsi mülkü değildir.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi yalnızca Kötekli’deki kampüsten ibaret değildir. Bu üniversite Muğla’nın aklı, gençliği, bilimsel gücü ve dünyaya açılan kapısıdır. Yapılacak rektör ataması bu nedenle yalnızca akademik camiayı değil, bütün Muğla’yı ilgilendirmektedir.

Temennimiz; hangi isim atanırsa atansın, üniversite içerisinde yeni cepheler değil, yeni hedefler oluşmasıdır.

Unutmayalım: Rektörlük bir ödül değil, binlerce gencin geleceğine verilmiş dört yıllık bir emanettir.